MİNİK WİLLİAM’IN BUCA’DAKİ 146 YILLIK BEKLEYİŞİ SONA ERDİ
MİNİK WİLLİAM’IN BUCA’DAKİ 146 YILLIK BEKLEYİŞİ SONA ERDİ

16.12.2017

 

146 yıl boyunca sessizce bir mezarda keşfedilmeyi bekleyen 26 günlük William R. Barkshire sonunda ailesine kavuştu. Varlığından bile haberdar değilken Türkiye’ye yaptığı ilk ziyarette, William’ın minik mezarıyla karşılaşan Noelle Barkshire, “Düşünsenize bu minik mezar benim büyük büyük babamın kardeşine ait. Sanki burada ruhumun bir parçasını buldum. Buraya geldim, onun için çiçek aldım ve mezarına koydum. Şimdi kendimi evime gelmiş gibi hissediyorum” dedi.

 

William R. Barkshire, 10 Temmuz 1871’de öldüğünde daha 26 günlük minicik bir bebekti. 146 yıl boyunca Buca Protestan Baptist Kilisesi’nin mezarlığında sessizce bulunmayı bekledi. Oysa kim bilir ne büyük üzüntülerle verilmişti toprağa. Yıllarca ne bir çiçek, ne bir iyi dilek… Levanten Kültür Mirası Vakfı Genel Sekreteri Craig Encer, Yunanistan’a yaptığı bir ziyaret sırasında Noelle Barkshire ile tanışınca dominonun ilk taşını düşürdü. Levanten kültürüne yönelik yaptığı araştırmalar sırasında karşılaştığı bir isim üzerinden yola çıktı. “Soy isminiz bana tanıdık geliyor” diyerek Noelle’yi Türkiye’ye İzmir’e davet etti. Bebek William’ın Protestan Kilisesi’nde bekleyişi de böylece sona erdi.

 

Noelle İzmir’e geldiğinde hiçbir beklentisi yoktu. Bildiği tek şey büyük büyük dedesinin İzmir’de bir ticaret okulu açtığı ancak 1922 yılında çıkan büyük İzmir yangınında okulun kül olduğu ve ailesi için Türkiye macerasının sona erdiğiydi. Ama Türkiye’ye geldiğinde ruhunun bir parçasının Buca’da yıllardır onu beklediğini keşfetti.

 

 “KENDİMİ EVİMDE GİBİ HİSSEDİYORUM”

 

Buca Belediyesi’nin, Buca Protestan Baptist Kilisesi’nde düzenlediği bir konser sırasında minik William’ın mezarını ziyaret etme olanağına kavuşan Noelle Barkshire, o duygu yüklü buluşma anını  Levanten Kültür Mirası Vakfı Genel Sekreteri Craig Encer ile birlikte Buca Belediyesi Gazetesi’ne anlattı:

 “Nedenini açıklayamıyorum ama kendimi evimde gibi hissediyorum. Belki güneşten, belki ışıktan, belki kokulardan, nedenini açıklayamıyorum, bu seyahati yıllar önce yapmalıymışım gibi hissediyorum. Düşünsenize bu minik mezar benim büyük büyük babamın kardeşine ait. Sanki burada ruhumun bir parçasını buldum. Buraya geldim, onun için çiçek aldım ve mezarına koydum. Şimdi kendimi evime gelmiş gibi hissediyorum. Çünkü ailem burada, kemikleri burada, ruhları burada... Sanırım bu bir bakıma evlerden daha önemli bir şey. Evler duvarlardan oluşur ama kemikler, ölünce geriye kalanlar, onlar çok çok daha kıymetli. Bu bana verilebilecek en büyük hediye. Gelmemi bekliyormuş ve ben geri döndüm, geldim, buradayım. Buradaki insanlar bu mezarı korumuş benim için, bu beni çok duygulandırdı.”

 

“İYİ Kİ GERİ DÖNMÜŞÜM”

 

Türkiye’ye ilk kez geldiğini, İzmir ve Buca’yı da ilk kez görme fırsatı yakaladığını dile getiren Barkshire, “Buraya gelmeden önce büyük dedemin İzmir’e yerleştiğini biliyordum ama Buca’dan ve burada hala ayakta duran aile mezarından hiç haberim yoktu. Ancak buraya gelince Buca ile olan bağlarımı keşfettim. Şimdi ‘İyi ki gelmişim’ diyorum” dedi.

 

SIRADA EMILY’NİN MEZARINI BULMAK VAR

 

Noelle, William’ın mezarını bulduktan sonra, büyük büyük dedesinin diğer kardeşi Emily Barkshire’ın ismine de kayıtlarda rastladığını dile getirerek, “Onu da bulacağız, çünkü buralarda bir yerlerde olduğuna eminim, şu kenara sıralanan kırık mezar taşlarından biri ona ait olabilir. Çözmeye çalışacağım” dedi. Barkshire, Kilise içerisindeki mezarlıkta duvar kenarına bırakılan tüm kırık taşları tek tek inceleyerek Emily’nin mezarını bulmaya çalıştı.